Kaygı Bozukluğu ile Yaşamak
panic-attack-first-aid
 
Kaygı Bozukluğu ile Yaşamak
 
 
Kaygı bozukluğunuz olduğunu öğrenmek, bir rahatlama (nihayet yaşadığınız zorlukların bir ismi/nedeni olduğu için), daha fazla soru (neden ben?) veya daha fazla endişe (ne yapacağını bilmemek) getirebilir. İyi haber şu ki kaygı bozuklukları, en çok tedavi edilenler arasında yer almaktadır.
Houston Üniversitesi Kaygı Bozukluğu Klinik Direktörü ve Anti-Anksiyete Kılavuzu kitabının ortak yazarı Peter J. Norton'a, Ph.D., göre, kaygı bozuklukları diğer araştırmacıları kıskandıran başarı oranlarına sahiptir. Önemli olan, doğru tedaviyi uygulayıp onu sürdürmektir.
Psikoterapi ve ilaçların tüm ayrıntıları da dahil olmak üzere etkili tedavinin ne olduğu, ayrıca nitelikli bir terapist bulma, panik ataklarını kontrol altına alma ve daha fazlası için ipuçları aşağıdaki yazımızda belirtilmiştir.
 

Yaygın Kavram Yanılgıları

  1. “Bunu kendi başıma halledebilirim.” Birinci basamak hekimliğindeki kaygı bozuklukları üzerine yaptığı araştırmada Weisberg, kaygı bozukluğu olan hastaların neredeyse yarısının ilaç almadığını veya tedaviye katılmadığını tespit etmiştir. Tedaviye katılmama nedenleri sorulduğunda, en sık karşılaşılan cevaplardan biri, duygusal sorunları konusunda bir tedavi almaya inanmadıklarıydı. Weisberg, kaygı bozukluklarının kronik bir seyre sahip olduğunu ve “sonuç olarak iyi tedavilerin mevcut olduğunu, dolayısıyla kendi başına acı çekmenin bir nedeni olmadığını” belirtmiştir.
  2. Kaygı bozuklukları bir karakter zayıflığıdır. Los Angeles'ın OCD Merkezi yöneticisi Tom Corboy, “Kaygının genetik ve nörolojik bir temele sahip olduğunu” ifade etmiştir.
  3. “İyileşmek için ilaçlara ihtiyacım var.” İlaçların kaygı bozukluklarını tedavi etmede etkili olmasına rağmen, “araştırmalar birçok durumda bilişsel-davranışçı terapinin (BDT) daha iyi ya da BDT artı ilaçlar kadar iyi olduğunu göstermektedir” diyen Jon Abramowitz, Ph.D, Kuzey Carolina Üniversitesi Chapel Hill'de ve UNC Kaygı ve Stres Bozuklukları Kliniğinin direktörüdür. BDT, hastalara kalıcı faydalar için gerekli becerileri öğretir.
  4. Kaygı bozuklukları o kadar da ciddi değildir. “Kaygının evrensel ve normal bir duygu” olması sebebiyle bu söylemin hala kullanıldığını ifade eden Risa Weisberg, Ph.D., yardımcı    profesör (araştırma) ve Alpert Tıp Okulu'ndaki Brown Üniversitesi Kaygı Araştırmaları Programı'nın direktörütür. Ancak, kaygı “büyük ölçüde üzücü ve zarar verici bir semptom olabilir.”
 
Teşhisinizi Açıklamak

Size konan tanıyı başkalarıyla paylaşıp paylaşmama konusunda emin olamayabilirsiniz. Corboy, sizin iyiliğinizi gözeten ve güvendiğiniz kişilerle kaygılarınızı paylaşıp onlar üzerine konuşmayı önermiştir. Eğer sevgilinize anlatmayı düşünüyorsanız, “o kişi güveninizi kazanana kadar bekleyin.”

 
Tedavi

Geçtiğimiz 10 ila 15 yıl boyunca yapılan birçok araştırma, BDT'nin çoğu kaygı bozukluğu için en etkili tedavi olduğunu göstermiştir şeklinde bir açıklamada bulunan Corboy, bunu ilk tedavi yöntemi haline getirmiştir. Araştırma ayrıca kaygının tedavisinde seçici serotonin geri alım inhibitörlerinin (SSRI), serotonin norepinefrin geri alım inhibitörlerinin (SNRI), trisiklik antidepresanların ve benzodiazepinlerin etkili olduğunu göstermiştir.

Doktorlar genellikle SSRI'ları ve SNRI'leri, etkili oldukları, daha iyi tolere edildikleri ve çoğunlukla beraberinde ortaya çıkan depresyonu tedavi edebildikleri için bu ilaçları yazmaktadır. Norton, bilimsel yayınlara göre, ilacın kullanımıyla birlikte bozukluğun yeniden nüksetme oranının daha yüksek olduğunu belirtmiştir. Washington Üniversitesi'nde Harborview Tıp Merkezi’nde Psikiyatri Profesörü ve Psikiyatri Müdürü olan Peter Roy-Byrne, M.D, önemli noktanın, CBT ile ilacı takviye etmek olduğuna dikkat çekmiştir. Aslına bakarsak, ilaç bazen psikoterapiyi kolaylaştırmak için kullanılmaktadır.
 
Psikoterapi

Abramowitz, Bilişsel Davranışçı Tedavideki (CBT) ilk adımın kaygınız anlamak olduğunu ifade etmiştir. Terapistiniz ile birlikte, düşüncelerinizin ve davranışlarınızın kaygınıza nasıl ortam hazırladığına dair fikir edinmek için ekip halinde çalışacaksınız. Abramowitz’e göre, “Kaygı duyan insanlar yeterince düşünmeden hemen bir sonuca varma ve her şeyi abartma eğilimindedirler.” Söyleyeceğiniz şeyleri sürekli olarak tekrarlama gibi davranışlar aslında endişenizi ve hızlı düşünüp anında cevap veremediğinize dair inancınızı besler, böylece topluluk önünde konuşma yapmada yetersiz hissedersiniz.
 
 
Bilişsel yeniden yapılanma, hastaların düşüncelerini ve beklentilerini tanımlamalarına ve problemli konuları değiştirmelerine yardımcı olduğunu dile getiren Abramowitz, bilişsel yeniden yapılanmanın “olumlu düşüncenin gücü değil, mantıksal düşünmenin gücü ” olduğunu vurgulamıştır.
Bir başka CBT tekniği olan maruz bırakma tedavisinde terapistler, hastaların çeşitli bağlamlardaki korkuları ile sistematik ve güvenli bir şekilde yüzleşmelerine yardımcı olurlar. Terapistiniz eşliğinde bir hiyerarşi oluşturarak en az ve en çok endişe uyandıran durumu büyüklüklerine göre sıralar ve her durumla yüzleşerek daha iyi sonuçlar elde edersiniz.
Norton, CBT programlarının çoğunun, bireyler belli bir verim elde edene kadar, 8 ila 15 haftalık oturumdan oluştuğunu belirtmiştir. Norton genellikle, kliniğindeki hastaların iyileştiğini 12 haftalık programlarının en çok 5. ila 7. oturumları arasında gözlemler. Ancak, tedaviyi sürdürme konusunda evrensel bir standart yoktur. Weisberg, hastaların kaygılarını kontrol edebilmeleri ve yukarıdaki becerileri tam olarak anlayıp hâkim olana kadar CBT ile devam etmelerini tavsiye etmiştir.
 
 
Belirtilerin Tekrar Meydana Gelmesini Önleme ve Üstesinden Gelme

Abramowitz, özellikle stresli zamanlarda, tedaviden sonra semptomların yeniden ortaya çıkmasının alışılmadık bir durum olmadığını ve ‘’bu durumun tamamen normal olduğunu’’ ifade etmiştir. Norton’un deyimiyle, CBT, yaklaşan tehlikeyi hastaların anlamasına yardımcı olarak bunu önlemek için harekete geçmelerine olanak sağlamaktadır. Bunun için genellikle birçok belirtiyi kapsayan bir plan oluşturulur- iki gün boyunca evi terk etmemek ya da kaygı ile ilgili kılavuzu gözden geçirmek veya eski terapistinizi aramak gibi uygulanabilir adımlar izlenebilir.

Norton, “Bu sayede eski durumun tekrar nüksedip kötüleşmesinin engellenmiş olduğunu” belirtmiştir. Fakat, yinelenen bir bozukluk bir hıçkırık gibidir - sağlıklı yemek yemeye çalışırken iki çizburger birden yemek gibi – bu bozukluğun tamamen geri gelip tekrar nüksetmesi ise, kaygının ve bundan kaçınmanın hayatınıza hükmettiği o eski haline dönmeyi içerir. Eğer böyle bir nüksetme ihtimali ile karşılaşırsanız, birkaç takviye seansına ihtiyacınız olabilir.
Bu, demek değildir ki terapinin bitmesi ile her şey düzelir ve son bulur. Norton bunu sağlıklı bir kiloya ulaşma ile bağdaştırmıştır: hedeflenen kiloya ulaştıktan sonra da egzersiz yapmaya ve dengeli beslenmeye devam etmek gibi. Norton, hastaların kaygılarını yönetmeleri için uzun vadeli planlar geliştirmelerine yardımcı olmaktadır. Sosyal açıdan kaygılı bir kişi için, planın bir kısmı, üyelerin topluluk önünde konuşma ve liderlik becerilerini tehditkâr olmayan bir ortamda geliştirmelerine yardımcı olan bir organizasyon olan Toastmasters'a kaydolmayı içerebilir.
 
 
Psikoterapideki Temel Zorluklar

Zaman ve enerji yetersizliği. Weisberg'in araştırması, hastaların büyük bir kısmının psikoterapiye vakit ayıramayacak kadar çok meşgul olduklarına inandıklarını ortaya koymuştur. Corboy, haftada 60 ila 70 saat çalışan ve ailelerine bakmakla sorumlu olan birçok başarılı hasta gözlemlemiştir. Öte yandan, diğerlerinin terapiye katılamayacak kadar çok meşguliyeti olabilir neredeyse kıt kanaat geçinenler, bebeklerine bakacak kimse olmayanlar vs. Norton genellikle bu hastaları farmakolojik tedavi için bir psikiyatrya yönlendirir ve yoğunlukları azalınca iletişime geçmelerini ister. Daha hafif semptomları olan hastalar için, Norton, kaygı üzerine -tercihen CBT temeli olan- bir kişisel gelişim kitabını satın almalarını ve kendi düzenlerini oluşturmalarını önerir. Bu tür bazı kitapların ağırlıklı olarak hala rahatlama tekniklerini kullanmaya devam ettiğini ifade eden Norton, bunun, kısa süreli kaygıyı azaltmada iyi bir yol olduğunu ancak uzun vadede etkili olmadığını belirtmiştir.
Aktif katılım. Henüz başlangıçta iken, hastaların yeni becerileri aktif olarak öğrenmesi ve uygulaması beklenemez. Abramowitz, Bilişsel Davranışcı Terapinin (CBT) güçlü bir kararlılığın yanı sıra tedavi haricinde de çok çalışma gerektirdiğini söylemiştir.

Doğrudan kaygı ile başa çıkma. Kendinizi daha iyi hissetmeden önce daha kötü hissetmeniz gerekse bile, kaygı bozukluğunu etkili bir şekilde tedavi etmek için, korkularınızla yüzleşmede istekli olmalısınız. Corboy, bunun “oturumlar arasında düzenli olarak’’ kaygı sorununuza karşı çıkıp ona meydan okuma ” olduğunu belirtmiştir. Terapideki bir saat, hafta içindeki diğer 167 saatle kıyaslanır. Terapide öğrendiğiniz becerileri uygulamada zorluk çekiyorsanız, bunu terapistinizle mutlaka konuşun. Maruz kalma görevinin şu anda çok korkutucu olması ve terapistinizin bun uyarlaması gerekebilir. Weisberg ayrıca, “kaçınmanın aslında bir seçenek olduğunu ve bunun farkına varmanın güçlendirici olabildiğini” belirtmiştir. “Doğal olarak kimse bir kaygı bozukluğuna sahip olmayı yeğlemez ancak belli başlı bazı durumlardan kaçınmayı tercih ederler.” Weisberg, hastaların maruz kalma tedavisi sırasında birkaç hafta boyunca endişe duygusunu hissedip hissetmeyeceklerine veya hiçbir görevi yerine getirmeden yaşayıp yaşamayacaklarına karar vermelerine yardım etmek amacıyla hastalarla iş birliği halinde çalışır. Abramowitz, korkularınızla şu anda yüzleşmenin daha huzurlu bir geleceğe ortam hazırladığını ifade etmiştir.
 
 
Bir Terapist Bulmak

CBT, anksiyete bozukluklarını tedavi etmede altın standart olduğundan, iyi bir teknik eğitim almış ve kaygı bozukluğu olan hastalarla çalışan geniş deneyime sahip bir terapist bulmak önemlidir. Nitelikli bir terapist bulmak için birkaç öneri:
CBT eğitimli terapistler için Amerika Anksiyete Bozuklukları Derneği ve Davranış ve Bilişsel Terapi Derneği'ndeki terapist bulucuları ziyaret edin. ADAA'da listelenen terapistlerin hepsi ille de CBT'de uzmanlaşmış terapistler değildir. Ayrıca, bölgenizdeki üniversitenin en yeni teknikleri kullanan ve masrafsız tedaviler gibi özel hizmetler sunup sunmadığını araştırabilirsiniz.

CBT hakkında bilgi edinin. Dr. Roy-Byrne, CBT üzerine İşe Yarayan Tedaviler serisinden (Treatments that Work) hastalara yardımcı olabilecek bir kılavuz kitabı okumayı önermektedir. Bu sayede size tedaviden ne beklenmesi gerektiği ve terapistlere sorulacak sorular hakkında iyi bir vizyon kazandıracaktır.
Telefonda bir terapistle konuştuğunuzda, kaygı bozukluğunuza karşı nasıl bir tedavi yolu belirleyeceğini terapiste sormanız gerektiğine dikkat çeken Abramowitz, birtakım kritik soruların yöneltimesini tavsiye etmiştir: Okuduğunuzla uyumlu mu?, Kaygı bozukluğu olan kaç hastayı tedavi ettiniz?, Kaygı bozukluklarını ve CBT'yi tedavi ederken ne tür bir teknik eğitim kullandınız? Bu bağlamda yalnızca birkaç seminere katılmanın yeterli olmadığını belirten Abramowitz, “Bilişsel Davranışçı Terapinin (CBT), bir günde öğrenilecek bir konu olmadığını, bunun için yıllarca süren devamlı bir eğitimin gerekliliğine” vurgu yapmıştır.
 
 
İlaç

Kaygı bozukluğunun türü, şiddeti, kaygı durumuna eşlik eden diğer rahatsızlıkların varlığı ve tehlike düzeyi genel olarak, size reçete edilen ilacı, başlangıç ​​dozunu ve tedavi süresini belirleyip yönlendirecektir. Panik bozukluğu olan bir kişi için, doktorların genellikle - depresyon veya sosyal anksiyete bozukluğundan daha düşük olan- SSRI’nın düşük bir dozunu yazdıklarını ifade eden Klinik Psikiyatri Profesörü ve Columbia Üniversitesi ve Tıbbi Araştırma Ağı Genel Müdürü Michael R. Liebowitz, bu hastaların özellikle ilacın etkilerine karşı duyarlı olduklarını belirtmiştir .

Prensip olarak, hastalar yaklaşık bir yıldır ilaç almakta olsalar da Dr. Roy-Byrne’a göre pratikte bu daha uzun olabilir. Stres yaşayan ve hala bazı endişe verici düzeyde kaygı, fobi veya depresif belirtiler gösteren bireylerde, ilacı kestikten sonra bozukluğun tekrar nüksetmesi oldukça olasıdır. Liebowitz, obsesif kompulsif bozukluk (OKB) gibi bazı kaygı bozukluklarının tedavisinin genellikle daha uzun sürdüğünü ifade etmiştir.

İlaçlar hakkında daha fazla bilgi için burayı ziyaret ediniz. İlaçları karşılayamayacak durumda iseniz, klinik çalışmalara katılmayı düşünebilirsiniz.Doktor Liebowitz’in çalışmalarında, klinik çalışmaların tamamlanmasından sonra katılımcılar altı aylık ücretsiz tedaviden yararlanabilirler.
 
 
İlaçlar Hakkındaki Endişeler

Yan etkilerin ve ilaçları bırakınca oluşan belirtilerin endişe yaratması olağandır. Doktor Liebowitz’e göre, ilaç almanın bir şekilde yapay olduğunu düşünen hastalar oldukça endişelenmektedirler ve bazıları kenevir (esrar) gibi uyuşturucu maddelere bitkisel takviye amacıyla baş vurmaktadır. Aslında gerçek bunun tam tersidir: İlaç bir düzeltme görevi görür. İlacın, beyne yeni kimyasallar sokmadığını belirten Liebowitz, bunun yerine belli başlı bazı nörotransmitterlerin seviyesini değiştirdiğini ifade etmiştir.
Tedavinin ilk basamağı olan SSRI'ler uykusuzluğa, cinsel işlev bozukluğuna ve kilo alımına neden olabilir. Eğer ilaç yararlı ise, reçete yazan hekim bu yan etkileri atlatmanıza yardımcı olabilir. Bunun bir yolu, ilacı aldığınız süreyi ayarlamanızdır: Uykusuzluk çekiyorsanız, ilacı gün içinde alabilir ancak eğer uyku bastırıyorsa ilacı gece alabilirsiniz, diyor Liebowitz. Kilo alımı ile ilgili bir sorun yaşarsanız, kalorilerinizi takip edip düzenli egzersiz yapmanız gerekebilir.

“İlaç, beyinde nörokimyasal değişikliklere neden olduğu için, beyin, ilacın kesilmesi ile kendini yeniden ayarlar ve bu sebeple, ilacın kullanımından vazgeçtikten sonra bazı yoksunluk belirtileri yaşayabilirsiniz,’’ diyen Dr. Roy-Byrne, bunun, sadece psikiyatrik bozukluklar için değil, tüm ilaçlar için geçerli olduğunu beyan etmiştir.

Dr. Liebowitz'e göre, kullanımı birden kesilen ilaçların, SSRI'lar ile bile son derece güçlü etkileri olabilir. Bir doktorun rehberliği eşliğinde, dozu yavaşça azaltmak, bu sorunları azaltır.

Liebowitz, bir hastanın 40 mg Paxil'i azaltmasına yardım ettiğini bildirmiştir. Hasta kademeli olarak 40 mg’den 10 mg’ye sorunsuz bir şekilde geçmiştir ancak, 10'dan 0'a geçiş yapmak, hastada baş dönmesine ve rahatsızlığa neden olmuştur. Liebowitz, bilgilendirildikten sonra, o ve hastası birkaç hafta boyunca her iki günde bir 10 mg doz ayarlamayı kabul etmiştir. İlerlemeniz ve herhangi bir probleminiz hakkında doktorunuzla iletişim kurmak, tedaviniz için hayati önem taşır.
İlacı gitgide azaltmanın yanısıra, doktorunuz, devamsızlık sendromunu (ilacı bırakınca oluşan belirtiler) hafifletmek için başka bir ilaç da yazabilir. Paxil kullanan hastalar için Dr. Roy-Byrne, Prozac'ı da tedaviye dahil etmektedir. Hastalar, Paxil'i bırakıp altı hafta boyunca, Prozac'ı, birkaç gün içinde azalıp sona ermeden önce, almaya devam ederler. Roy-Byrne, (Prozac'ın çok kısa ömürlü, yani bir ilacın kan dolaşımındaki etkisinin yarısını kaybetmesi için gereken sürenin kısa olması, böylece Prozac’ı bu gibi durumlar için ideal hale getirmektedir.) Dr. Roy-Byrne, bu tekniği kullanmanın, yoksunluk (ilacı bırakınca oluşan belirtiler) belirtilerini ortadan kaldırabileceğini dile getirmiştir.
Ve sonuç olarak ilaçtan uzaklaşma belirtileri hiç yaşanmayabilir. Hastalar, bu semptomlar ile asıl kaygıyı birbirine karıştırabilirler. Dr. Roy-Byrne, “Kullandığınız bir kaygı ilacını kesmenizin, bu kaygının tekrar nüksetmesine ve belli bir zaman içinde durumun, eskisinden daha kötü olabileceğine” dikkat çekmiştir.
 
 
İlaçların Doğru Kullanımı için İpuçları
  1. Öncesinde. Weisberg, birçok hastanın soru sormaya gerek duymadan olduğu gibi reçeteyi kabul ettiğini ya da hangi semptomlar veya bozukluk için ilaç tedavisinin uygulanması gerektiğini bilmediğini gözlemlemiştir. Siz ve reçete yazan hekimin sağlığınız için uğraşan bir “ekip” olduğunu unutmayın. Dr. Roy-Byrne ve Dr. Liebowitz, hastaların ilaç almadan önce, aşağıdaki soruları yöneltmelerini tavsiye etmiştir:
  • Bana konan teşhis nedir?
  • İlaç tedavisi ve psikoterapi de dahil olmak üzere tedavi seçeneklerim nelerdir?
  • Bu ilacın işe yarayıp yaramadığını nasıl anlayacağım?
  • Yan etkiler nelerdir ve onları yaşarsam ne yapmalıyım?
  • İlacın işe yaraması ne zaman başlar?
  • İlacı ne kadar süre kullanmak zorunda kalacağım?
  • Eğer ilacı X zamanı için alırsam, semptomları azaltma olasılığı nedir?
  • Doz ayarlamaları nelerdir?
  • Bu ilaç tedavisi boyunca beni takibe alacak mısınız?
  • Sonrasında benimle ne zaman konuşacaksınız?
  1. Esnasında. Doktor Roy-Byrne hastalar için bir değerlendirme ölçeği kullanarak semptomları ve yan etkileri takip etmektedir. İlaca karşı verdiğiniz tepkileri kayıt altına almak, iyileşip iyileşmediğinizi ve sağlık probleminizin kaygıya mı yoksa yüksek tansiyona mı bağlı olduğunu, siz ve doktorunuz anlamasını sağlar. Dr. Roy-Byrne, “Daha iyi olup olmadığınızı yüzde 20, 40 ya da 60 gibi somut bir değerde bilmem lazım ki bundan sonra ne yapacağıma karar verebileyim” şeklinde durumu ifade etmiştir. Ayrıca ilaca başlamadan önce hastaların kendi semptomlarını görüp anlamalarını sağlar, bu sayede hastalar kaygı düzeylerindeki doğal değişimleri ilacın kullanılmasına mal etmezler. Roy-Byrne, ‘’Tedavi ve sonuçlarını takip etmede son teknoloji yaklaşım haline gelen bu durumun, ‘ölçüm temelli bakım’ ile tutarlı olduğunu’’ belirtmiştir.
  2. Diğer ipuçları. Doktor Liebowitz, ilacınızı aksatmaktan kaçınmanızı ve bitince hemen tedarik etmeniz gerektiğini ifade etmiştir. Eğer herhangi bir hafta sonu planı için dışarı çıkıp ialcınızı evde unutursanız, acil bir reçete için doktorunuzu arayın. Ek öneri için, buraya bakınız.

 

Panik Atakları ile Baş Etme

Herhangi bir kaygı bozukluğunda, hastaların panik atak geçirmesi olağandır. Corboy bu tür durumları kontrol altına almak için dört adım sunmaktadır:

Kaygıyı kabul edin. Kaygı bozukluğu olan bireyler kaygıya aşırı duyarlı hale gelirler. “İlk kaygı belirtisi ile hastalar genellikle bir panik atak geçireceklerinden korkarlar” diyen Corboy, bunu engellemek için kaygı ile barışık olmayı tavsiye etmektedir. Çünkü kaygının varlığını kabul etmek, onu sevmek ya da kendinizi sonsuza kadar kaygılı olmaya adamak değildir; “sadece gerçekliği olduğu gibi kabul etmektir.”

Beyninizi karmaşık düşüncelereden arındırın ve onlara karşı gelin. İnsanlar çoğu zaman panik atak geçirmeyi ciddi bir tehdit olarak algılarlar. Ancak yalnızca “kaygı duymanın veya panik yapmanın’’ felaketle sonuçlanamayacağını anlamak oldukça faydalıdır.

Nefes alın. Kaygıyı tetikleyip harekete geçiren hiperventilasyon (normalden daha hızlı ve derin soluk alma) yerine, “bilinçli nefes almayı bir ilke edinin.”

Kaçma isteğinden kurtulun. Kaygı duygusundan çekinip sakınmak sadece onunla başa çıkamayacağınıza ve bu durumdan kaçmanın en iyi çözüm olduğuna dair fikrinizi güçlendirir. Bunun yerine uzun vadeli bir çözüm, bizim “bu rahatsızlığa tahammül etmeyi, bunun bize zarar veremeyeceğini ve onu kabul edince zamanla doğal olarak geçeceğini” anlamamızı sağlayarak daha verimli sonuçlar getirir.

 
Gizli Tehlikeler ve Belirtileri

Kaygınızla baş etmeye çalışırken bazı engellerle karşılaşıp sapmalar yaşayabilirsiniz. İşte bunların en yaygın olanları ve pratik çözümlerin bir listesi:

Belirtileri gizli tutup kendinize saklayın. Pratisyen bir hekim, tam olarak tüm bilgilere sahip olmadan doğru bir teşhis veya tedavi önerisi yapamaz. ’’Eğer kontrolsüz bir şekilde endişeli, kaygılı ve korkmuş hissediyorsanız, panik atak geçirdiyseniz veya korkunuz yüzünden siz ya da etrafınızdakiler için önemli olan şeylerden kaçındığınızı fark ettiyseniz, Weisberg, bu durumu derhal doktorunuza iletmeniz gerektiğinin altını çizer.
Kaygınız ile rakibinizmiş gibi mücadele etmek. Kaygının yararlı bir tepki olduğunu ifade eden Abramowitz, bunun aslında hayatın normal bir parçası olduğunu idrak etmenin önemini belirtmiştir.

Maskelemek. Alkol, yasadışı uyuşturucular veya benzodiazepinler (Xanax veya Ativan gibi) gibi maddelerin yalnızca kısa süreli rahatlama sağladığını vurgulayan Abramowitz, bunları kullanmanın aynı endişeden kaçmak gibi olduğunu ifade etmiştir. Dr. Roy-Byrne’a göre, benzodiazepinler, kaygıyı hızlı ve güçlü bir şekilde bastırdığı için, kaçınmayı artırabildiği gibi endişe verici durumların üstesinden gelme yeteneğinizi de zayıflatabilir. Kaygı - kaçınma duygunuza neden olan etkenleri devam ettirmek yerine - bir terapistin yardımıyla korkularınızla doğrudan yüzleşin.
Çok çabuk pes etmek. Weisberg gerek ilaç gerek de BDT olsun, bu tür müdahalelerin “aktif bir şekilde işe yaraması için biraz zamanın” gerekli olduğunu belirtmiştir. “Her tedaviye yeterli zaman ve çaba sarf ederek uzun vadeli hedeflerinizi net olarak gözünüzde canlandırın.”

Çok motive olmak. Norton, aceleci davranıp tedavinin hemen sonuçlanmasına odaklanmak yerine, tedavinin iyice yerleşip nüfuz etmesini sağlayarak bir denge kurmaya çalışın.
 
 
Genel Tavsiyeler
 
  • Gerçekçi beklentileriniz olsun. Kaygıyı sonsuza dek ortadan kaldıracağınızı düşünmek pek de gerçekçi değildir. Bunun yerine, kaygı semptomları ile baş edebilecek ve belirli durumlardan kaçınmayı bırakabilecek kabiliyette olduğunuzu fark edin.
  • Stresin normal olduğunu düşünün. Stresli hissetmek gayet normal bir durumdur Abramowitz’e göre stresle mücadele etmek yerine, stres faktöreleri üzerine düşünüp bunları engellemeye çalışmak daha yararlıdır.
  • Dengeli bir yaklaşım benimseyin. Abramowitz, yaşanan bir durumun büyüklüğünü abartmak yerine, “geri çekilip olaylara daha objektif bir ışıkla bakmayı” önermektedir. Bugünkü titrek ekonomide birikimlerinizi kaybedeceğinizi düşünmek yerine, piyasanın düzelip paranızı yönetmeyi kontrol edebileceğiniz adımlara odaklanacağını düşünün.
  • Kaygısız bir yaşam tarzı benimseyin. Anti-Anksiyete Kılavuzu kitabında, Norton kaygı içermeyen bir yaşam için gerekli olan şartları sıralar: yeterli uyku; dengeli beslenme (besin piramidini düşünün, besin gruplarını yok edenleri değil); spor yapma ve sağlam bir destek sistemi. Tüm bunlar kaygıyı azaltmada oldukça basit ama güçlü yöntemlerdir. Norton, en iyi şekilde çalışması için yüksek kaliteli benzine ihtiyaç duyan pahalı bir araba gibi, inanılmaz derecede etkili vücudumuzun da doğru besinleri alarak daha iyi işlev gösterdiğini belirtmiştir. Vücudumuza nasıl davrandığımız da kaygı duygularını doğrudan etkiler. Formdan düştüğünüz zaman, sadece yürürken bile kalbiniz deli gibi atabilir. Ayrıca kafein ve dengesiz beslenme de sinirlilik ve titremeye sebep olarak kaygıyı artırabilir. Bu nedenle Norton, kafein tüketimini azaltmanın faydalı olabileceğini ifade etmiştir.
 
 
AçıkMavi Psikoloji Ekibi

Avrupa Yakası : UBM Plaza,19 Mayıs Mah. 19 Mayıs Cd. No.37 Kat.3 Fulya - Şişli / İSTANBUL
Anadolu Yakası : İçerenköy Mah. Değirmen Yolu Cd. Yüksel Üçüncü İş Merkezi K:4 D: 9 Bostancı- Ataşehir / İstanbul


AçıkMavi Ps. ve Çözüm Merkezi Ltd. Şti. © 2016. Tüm hakları saklıdır.