IQ (Zekâ katsayısı)
IQ(Zekâ katsayısı)_1
 
 
IQ (Zekâ katsayısı)
 
Zeka katsayısı (IQ), insan zekasını değerlendirmek için tasarlanmış çeşitli standart testlerden elde edilen toplam puandır. "IQ" kısaltması, Almanca bir kelime olan Intelligenzquotient yerine, psikolog William Stern tarafından literature kazandırılmıştır. Breslau Üniversitesi'nde 1912 tarihli bir kitapta savunduğu zekâ testleri için bir puanlama metodu oluşturmuştur. Tarihsel olarak IQ, bir kişinin bir zekâ testinin uygulanmasıyla elde edilen zihinsel yaş puanının, kişinin kronolojik yaşından, her ikisinin de yıllar ve ay cinsinden ifade edilmesiyle elde edilen bir puandır. Ortaya çıkan fraksiyon, IQ skorunu elde etmek için 100 ile çarpılır. Günümüzdeki mevcut IQ testleri geliştirildiğinde, norm örnekleminin ortalama ham puanı IQ 100 olarak tanımlanır, bu tarihsel olarak her zaman böyle olmasa da her standart sapma (SD) yukarı aşağı 15 IQ puanı daha çok veya daha az olarak tanımlanır. . Bu tanıma göre, nüfus puanlarının yaklaşık üçte ikisi IQ 85 ile IQ 115 arasındadır. Nüfusun yaklaşık yüzde 2,5'i 130'un üzerinde, yüzde 2.5'i ise yüzde 70'in altındadır. 

Zekâ testlerinden elde edilen puanlar zekânın tahminidir. Örneğin, uzaklık ve kütleden farklı olarak, "zekâ" kavramının soyut doğası göz önüne alındığında, somut bir zekâ ölçüsü elde edilemez.IQ puanlarının; hastalık ve ölüm oranları, ebeveynlerin sosyal durumu, ve önemli derecede anne babanın biyolojik IQ’su gibi faktörlerle ilişkili olduğu gösterilmiştir. IQ'nun kalıtsallığı yaklaşık bir asırdır incelenirken, kalıtımsal tahminlerin ve kalıtım mekanizmalarının önemi hakkında hala tartışmalar vardır. 

Eğitim seviyelerinin belirlenmesi, zihinsel bozukluğun ve iş başvurusunda bulunan adayların değerlendirilmesi için IQ puanları kullanılmaktadır. Öğrenciler standart testlerdeki puanlarını yükselttiklerinde bile, hafıza, dikkat ve hız gibi bilişsel yeteneklerini her zaman geliştirmiş olmazlar. Araştırmalar bağlamında, bu faktörelerin, iş performansının ve gelirinin yordayıcıları olduğu üzerine çalışılmıştır. Ayrıca popülasyonlardaki psikometrik zekâ dağılımlarını ve diğer değişkenler arasındaki korelasyonları incelemek için de kullanılırlar. Birçok popülasyon için IQ testlerindeki ham puanlar, Flynn etkisi adı verilen bir fenomen olan 20. yüzyılın başlarından bu yana her on yılda üç IQ puanına çıkan ortalama bir hızda artmaktadır. Alt test puanlarındaki farklı artış örüntülerinin araştırılması, insan zekâsı hakkındaki mevcut araştırmaları da canlandırabilir.
 
 
Tarihçe
IQ testinin öncüleri


Tarihsel olarak, IQ testleri geliştirilmeden önce bile, insanların günlük yaşamdaki davranışlarını gözlemleyerek zekâ kategorilerine ayırma girişimleri olmuştur. Davranışsal gözlemin bu gibi formları, öncelikle IQ testi puanlarına dayanan sınıflandırmaların doğrulanması için hala önemlidir. Test odasının dışındaki davranışların gözlemlenmesi ve IQ testi ile sınıflandırılması, hem belirli bir durumda kullanılan "zekâ" tanımına hem de sınıflandırma prosedüründeki güvenirlik ve tahmin hatasına bağlıdır. İngiliz istatistikçi Francis Galton, bir kişinin zekasını değerlendirmek için standart bir test oluşturma girişimini ilk kez yapan kişidir. Psikometrinin ve insani çeşitliliğin araştırılması için istatistiksel yöntemlerin uygulanmasının öncüsü olan Galton, insan özelliklerinin kalıtımının araştırılmasına ve zekânın büyük ölçüde bir kalıtım ürünü olduğuna inanmakta idi (bununla birlikte birkaç ön-Mendeliyen parçacık kalıtım teorileri geliştirmiş olsa da kastettiği şey genler değildir). Refleksler, kas kavrama gücü ve kafa boyutu gibi diğer gözlenebilir özellikler ile zekâ arasında bir korelasyon olması gerektiğini öne sürmüştür. 1882 yılında dünyanın ilk zihinsel test merkezini kuruş ve 1883 yılında "İnsan Fakültesi ve Gelişimine Yönelik Araştırmalar" adlı kitabını yayınlamıştır. Çeşitli fiziksel değişkenler hakkında veri topladıktan sonra, böyle bir korelasyonun olduğunu ne yazık ki gösterememiş ve sonunda bu araştırmadan vazgeçmiştir.
 
Alfred_Binet
 
Fransız psikolog Alfred Binet, daha sonra Stanford-Binet testi olarak bilinecek araştırmanın önemli geliştiricilerinden biriydi.

Fransız psikolog Alfred Binet, Victor Henri ve Théodore Simon ile birlikte 1905'te sözel yeteneklere odaklanan Binet-Simon testini yayınladıklarında daha fazla başarı elde etmişlerdir. Okul çocuklarında baş gösterebilen zihinsel gerilik için tanısı koymak amacıyla tasarlanmıştır , ancak psikiyatristlerin, bu çocukların “hasta” (“yavaş” değil) olduğu, bu nedenle okuldan çıkarılmaları ve ilgili hastanelerde bakım görmeleri gerektiği iddialarının aksine özel olarak ters düşmektedir. Binet-Simon ölçeğindeki skor, çocuğun zihinsel yaşını ortaya çıkarmakta idi. Örneğin, altı yaşındaki bir çocuk, genellikle altı yaşındaki çocuklar tarafından geçilen, ancak ötesindeki hiçbir şeyden geçmeyen altı yaşındaki bir çocuğun, kronolojik yaşının 6.0 ile eşleştiği bir zihinsel yaş elde ederdi. (Fancher, 1985). Binet, zekanın çok yönlü olduğunu düşünmüştür, ancak pratik yargının kontrolü altına girmiştir.

Binet'in görüşüne göre, ölçekle ilgili sınırlamalar olduğundan, niceliksel ölçütlerin aksine, zekanın kayda değer çeşitliliği ve niteliksel olarak kullanılmasını müteakip bir ihtiyaç olarak gördüğünü vurgulamıştır (White, 2000). Amerikalı psikolog Henry H. Goddard'ın 1910'da bu çalışmanın bir çevirisini yayınlamıştır. Stanford Üniversitesi'ndeki Amerikalı psikolog Lewis Terman, Stanford-Binet Zekâ Ölçeği (1916) ile sonuçlanan Binet-Simon ölçeğini gözden geçirmiş ve Amerika Birleşik Devletleri'nde onlarca yıldır en popüler test olmuştur.
 
 
Genel faktör (g)
 
Birçok farklı IQ testi, çok çeşitli madde içeriğine sahiptir. Bazı test maddeleri görsel özelliğe sahip iken, birçoğu ise sözeldir. Test maddeleri, soyut akıl yürütme problemlerine dayanarak aritmetik, kelime bilgisi veya genel bilgiye odaklanmaktan farklıdır.

1904'te İngiliz psikolog Charles Spearman, testler arasındaki ilk resmi faktör analizini oluşturmuştur. Çocukların okul puanlarının, görünüşte birbiriyle alakasız okul dersleri arasında pozitif bir korelasyon oluşturduğunu gözlemlemiş ve bu korelasyonların her türlü zihinsel testlerde performansa giren temel bir zihinsel kabiliyetin etkisini yansıttığını belirtmiştir. Tüm zihinsel performansın tek bir genel yetenek faktör ve çok sayıda dar eyleme özgü yetenek faktörleri açısından kavramsallaştırılabileceğini öne sürmüştür. Spearman, bu durumu "genel faktör" (g) olarak adlandırmış ve belirli görevler için belirli faktörleri veya yetenekleri tanımlamıştır. Bir IQ testini oluşturan test öğeleri herhangi bir koleksiyonunda, g skorunu en iyi ölçen skor, tüm madde puanlarıyla en yüksek korelasyona sahip olan bileşik puandır. Tipik olarak, bir IQ test bataryasının "g-yüklü" kompozit skoru, testin madde içeriği boyunca soyut akıl yürütmede ortak bir gücü içerir. Bu nedenle, Spearman ve diğerleri, g’yi insan zekasının özüyle yakından ilgili olarak görmüşlerdir.
 
Spearman'ın insan zekasının genel bir faktörünü öne süren argümanı, temelde birçok psikometri uzmanı tarafından kabul edilmektedir. Bugünün zekâ faktör modelleri, bilişsel yetenekleri üç düzeyli bir hiyerarşi olarak temsil etmektedir: hiyerarşinin altında yatan çok sayıda dar faktörler, genellikle hiyerarşi, orta seviyede bir avuç çeşitli genel faktörler ve en üst noktada ise g faktörü olarak adlandırılan ve tüm bilişsel görevlerde ortak olan varyansı temsil eden tek bir faktör. Ancak, bu görüş evrensel olarak kabul edilmez; verilerin diğer faktör analizleri, farklı sonuçlarla mümkündür. Bazı psikometrik uzmanları, g'yi istatistiksel bir yapı olarak görürler.
 
 
1.Dünya Savaşı'nda ABD asker seçimi
 
Birinci Dünya Savaşı sırasında, ordu üyelerini değerlendirip uygun görevlere atamak için bir yol gerekliydi. Bu, Terman'ın Goddard dahil olmak üzere -testi yazmak için- başlıca kalıtımsalcı olan Amerikalı Psikometri uzmanları ile çalışmış Robert Yerkes tarafından çeşitli zihinsel testlerin gelişmesine yol açmıştır. Test, Amerika Birleşik Devletleri'nde iltilafa ve kamuya açık tartışmalara neden olmuştur. İngilizce konuşamayan veya hasta numarası yaptığından şüphelenilenler için sözel olmayan veya “performans” testleri geliştirilmiştir. Goddard'ın Binet-Simon testinin çevirisi ile, testler asker eğitimi için erkekleri tarayıp seçmede etkili olmuştur:
... testler, bazı alanlarda özellikle asker eğitimi için erkeklerin taranmasında, güçlü bir etkiye sahipti. Savaşın başlangıcında ordu ve ulusal muhafızlar dokuz bin subayını korumuştur. Sonunda ise iki yüz bin subay başkanlık etmiş ve bunların üçte ikisi, testlerin yapıldığı eğitim kamplarında kariyerlerine başlamıştır. Bazı kamplarda, C'nin altında puan alanlar, askerlik eğitimi için alınmazdı.
Zekadan ziyade Amerikan kültürü ile benzerlik için farklı kamplar ve sorular boyunca test uygulamasının yüksek değişkenliği gibi nedenler dahil olmak üzere belirsiz ve kullanılamaz olduğu düşünülse de toplamda 1.75 milyon erkek test edilmiş ve sonuçları, zekanın ilk seri üretim yazılı testlerini oluşturmuştur. Savaştan sonra, ordu psikologları tarafından yapılan olumlu tanıtım, psikolojiyi saygın bir alan haline getirmeye yardımcı olmuştur. Daha sonra, Amerika Birleşik Devletleri'nde psikoloji alanındaki işlerde ve fonlarda bir artış yaşanmıştır. Grup zekâ testleri geliştirilmiş, okullarda ve sanayide yaygın olarak kullanılır hale gelmiştir.
 
Aynı zamanda çağdaş ırkçılık ve milliyetçiliği doğrulayan bu testlerin sonuçları, ihtilaflı ve şüpheli kabul edilmektedir. Tartışmaya açık belli varsayımlara dayanarak, zekanın doğuştan kalıtsal olduğunu ve tek bir sayı kümesine indirgenebileceği belirtilmiştir. Testler sistematik bir şekilde yasalarca kabul edilmiş ve test soruları aslında çevresel faktörleri kapsamak yerine kalıtsal zekayı test etmiştir. Testler, ayrıca göç bağlamında aşırı milliyetçi anlatıların güçlenmesine olanak sağlarken, 1924 Göç Sınırlaması Yasası’nın yürürlüğe girmesinde de etkili olmuştur.
L.L. Thurstone, birbirinden ilgisiz yedi faktörü içeren bir zekâ modelini savunmuştur (sözel kavrama, sözel akıcılık, sayı becerisi, mekânsal görselleştirme, çağrışımsal bellek, algısal hız, akıl yürütme ve tümevarım). Yaygın olarak kullanılmamış olsa da Thurstone'un modeli daha sonraki teorileri etkilemiştir. 

David Wechsler 1939'da testinin ilk versiyonunu ortaya koymuştur. Gittikçe daha popüler hale gelen bu test, 1960'larda Stanford-Binet'i geçmiştir. IQ testlerinde olduğu gibi, yeni araştırmaları da kapsayabilmek adına birkaç kez değişikliğe uğrayıp yenilenmiştir. Bunun bir sebebi, psikologların ve eğitimcilerin Binet'in tek skorunun dışında daha fazla bilgi istemeleri; bir diğeri ise ise Stanford-Binet testi çoğunlukla sözel yetenekleri yansıtırken, Wechsler hem sözel hem de sözel olmayan yetenekleri yansıtmıştır. Stanford-Binet testi de birkaç kez revize edilmiş ve artık Wechsler'e pek çok açıdan benzemektedir, ancak Wechsler Amerika Birleşik Devletleri'nde en yaygın test olmaya devam etmektedir.
 
 
Amerika Birleşik Devletleri'nde IQ testi ve Öjenik hareketi

Öjenik, insan ırkını geliştirmek için kullanılan kalıtım prensiplerini ifade eder. Francis Galton bu terimi ilk kez 1800'lerin sonlarında kullanmıştır. ABD'de öjenik hareketi, 1920'lerde ve 1930'larda İlericilik akımı ile popüler hale getirilmiştir.
Bir öjenist olan Goddard, 1908'de kendi versiyonu olan Binet ve Simon Zihinsel Kapasite Testi'ni yayınlayarak testi tanıtmıştır. Ölçeğin kullanımını devlet okullarına (1913), göçmenliğe (Ellis Adası, 1914) ve bir mahkemeye (1914) sunmuştur. 

Seçkin üreme yoluyla pozitif özellikler için öjeni kavramını ortaya atan Galton'dan farklı olarak, Goddard, “istenmeyen” özellikleri ortadan kaldırmak için ABD öjeni hareketiyle birlikte ilerlemiştir. Goddard, testte iyi performans göstermeyen ve zihinsel olarak alt seviyedeki insanlar için “geri zekalı” terimini kullanmıştır. “Zekada geriliğin” kalıtsallıktan kaynaklandığını öne süren Goddard, zekaca geri olan bu insanların kurumsal yöntemler ya da sterilizasyon ameliyatlarıyla doğum yapmalarının engellemesi gerektiğini savunmuştur. İlk sterilizasyonda, herhangi bir bozukluğu olan insanlar hedef alınmış ve fakir insanlara kadar yaygınlaştırılmıştır. Goddard'ın zekâ testi, zorunlu arındırma amacıyla yasaları zorlamak için öjenistler tarafından onaylanmıştır. Çeşitli devletler sterilizasyon yasalarını farklı hızlarda benimsemiş ve bu yasalar, Amerika Birleşik Devletleri'nde 64.000'den fazla kişiyi sterilizasyondan geçmeye zorlamıştır.

Kaliforniya'nın sterilizasyon programı o kadar etkiliydi ki Naziler, “uygunsuz” doğumunun nasıl önleneceği konusunda tavsiyeler almak için hükümete danışmıştır. ABD öjeni hareketi 1940'larda ivme kaybetmiş ve Nazi Almanyası'nın dehşeti karşısında sona ermiştir.
 
 
Cattell-Horn-Carroll teorisi

Ana madde: Cattell-Horn-Carroll teorisi
 
Raymond_Cattell
 
Psikolog Raymond Cattell, akışkan ve kristalize zekayı tanımlamış ve Cattell III IQ Zekâ testini ortaya koymuştur.

Raymond Cattell (1941), Spearman'ın genel zekâ kavramının gözden geçirilerek düzeltilmesinde iki tür bilişsel yetenek önermiştir. Akışkan zekâ (Gf), akıl yürütme yoluyla yeni problemleri çözme becerisi olarak tasarlanmış; kristalize zekâ (Gc) ise, eğitim ve deneyime çok bağımlı olan bilgi tabanlı bir yetenek olarak tasarlanmıştır. Buna ek olarak, akışkan zekânın yaşla birlikte azaldığığı varsayılırken, kristalize zekâ yaşlanmanın etkilerine karşı büyük ölçüde dirençliydi. Teori neredeyse unutulsa da daha sonra Cattell’in öğrencisi John L. Horn (1966) tarafından yeniden gündeme getirilmiştir. Horn, Gf ve Gc'nin birkaç faktör arasından yalnızca iki tane olduğunu belirtmiş ve sonunda dokuz ya da on tane geniş yetenek belirlediğini öne süren bir çalışma sunmuştur. Teori, hala Gf-Gc teorisi olarak adlandırılmaya devam etmektedir.
 
John B. Carroll (1993), daha önceki verilerin kapsamlı bir analizinden sonra, üç seviyeli bir hiyerarşik model olan üç katman teorisini önermiştir. Alt katman, son derece özelleşmiş (ör. tümevarım, yazım yeteneği) sınırlı yeteneklerden oluşur. İkinci katman ise geniş yeteneklerden oluşmaktadır. Carroll, ikinci katman yeteneklerden sekizini tanımlamıştır. Spearman'ın genel zekâ kavramını doğrulayan Carroll, bunu çoğunlukla en üst yani üçüncü katmanın bir temsili olarak kabul etmiştir.
1999 yılında, Cattell’in Gf-Gc ve Horn teorisinin Carroll'ın Üç-Tabaka teorisi ile birleşmesi, Cattell-Horn-Carroll teorisine (CHC Teorisi) yol açmıştır. Mevcut IQ testlerinin çoğunu büyük ölçüde etkilemiştir.
CHC teorisinde, bir hiyerarşi faktörü kullanılır; en üstteki g’dir ve onun hemen altında yetmiş sınırlı yetkinliğe bölünmüş on genel yetenek vardır. Genel yetenekler:
 
 
  • Akışkan zekâ (Gf), akıl yürütme, kavramlar oluşturma ve alışılmadık bilgi veya yeni prosedürler kullanarak problemleri çözme yeteneğini içerir.
  • Kristalize zekâ (Gc), bir kişinin edinilmiş bilgisinin genişliğini ve derinliğini, kişinin bilgisini iletme yeteneğini ve önceden öğrenilmiş deneyimleri veya prosedürleri kullanarak akıl yürütme yeteneğini içerir.
  • Nicel akıl yürütme (Gq) sayısal kavramlar ile ilişkileri kavramak ve sayısal sembolleri ustalıkla yönetme yeteneğidir.
  • Okuma ve yazma becerisi (Grw) temel okuma ve yazma becerilerini içerir.
  • Kısa süreli bellek (Gsm), doğrudan bir farkındalık içinde bilgiyi kavrayıp tutma ve daha sonra birkaç saniye içinde kullanabilme yeteneğidir.
  • Uzun süreli depolama ve geri alma (Glr) bilgiyi saklama ve daha sonra düşünme sürecinde akıcı bir şekilde alma yeteneğidir.
  • Görsel işlem (Gv), görsel anlatımları saklama ve geri çağırma yeteneği dahil olmak üzere görsel örüntüleri algılama, analiz etme, sentezleme ve düşünme becerisidir.
  • İşitsel işleme (Ga), örneğin karmaşık koşullar altında sunulabilecek konuşma seslerini işleme ve ayırt etme yeteneği de dahil olmak üzere, işitsel uyaranları analiz etme, sentezleme ve ayırt etme yeteneğidir.
  • İşleme hızı (Gs), özellikle odaklanmış dikkati korumak için baskı altında ölçülen otomatik bilişsel görevleri gerçekleştirme yeteneğidir.

  • Karar / tepki süresi / hızı (Gt), bir bireyin uyaranlara veya bir göreve tepki verebileceği yakınlığı yansıtır (tipik olarak saniye cinsinden veya saniyelik fraksiyonlarla ölçülür, genelde 2–3 dakikalık aralıklarla ölçülen Gs ile karıştırılmamalıdır.)
Modern testler, tüm bu kapsamlı yetenekleri kesin bir şekilde ölçemez. Örneğin, Gq ve Grw, IQ’dan ziyade, okul başarısının ölçütü olarak görülebilir. Özel ekipman olmadan Gt’yi ölçmek zor olabilir. g daha önce popüler Wechsler IQ testinin önceki sürümlerinde sözel olmayan veya performans alt testlerine ve sözel alt testlere karşılık geldiği düşünülen Gf ve Gc'ye ayrılmıştır. Yeni araştırmalar durumun daha karmaşık olduğunu göstermiştir. Modern kapsamlı IQ testleri, tek bir IQ puanının rapor edilmesiyle sınırlı kalmaz. Her ne kadar hala genel bir puan vermelerine rağmen, şimdi bu kısıtlı yeteneklerin birçoğuna, bireyin özellikle güçlü ve zayıf yanlarını belirleyen puanlar veriyorlar.
 
 
Diğer teoriler

J.P. Guilford'un Zekâ Yapısı kuramında (1967), bir araya getirildiğinde toplamda 120 tür zekayı içeren üç boyut kullanılmıştır. 1970 ve 1980'lerin başında yaygındı, ancak hem pratik problemler hem de teorik eleştiriler yüzünden kaldırılmıştır. 

Alexander Luria'nın nöropsikolojik süreçlerle ilgili daha önceki çalışmaları PASS teorisinin doğumuna yol açmıştır (1997). Öğrenme güçlükleri, dikkat bozuklukları, zihinsel bozukluk ve bu tür engellere yönelik müdahalelerle çalışan araştırmacılar ve klinisyenler için sadece bir genel faktör ile ilgilenmenin yetersiz kaldığını iddia etmiştir. PASS modeli dört çeşit süreci kapsamaktadır (planlama süreci, dikkat / uyarılma süreci, eşzamanlı işlem ve ardışık işlem). Planlama süreçleri karar verme, problem çözme, performans etkinlikleri içerir ve hedef belirleme ile öz-izlemeyi gerektirir.

Dikkat / uyarılma süreci, belirli bir uyarana seçici olarak katılmayı, dikkat dağıtıcıları göz ardı etmeyi ve uyanıklığı korumayı içerir. Eş zamanlı işlem, uyaranın bir gruba entegrasyonunu içerir ve ilişkilerin gözlemlenmesini gerektirir. Ardışık işlem, uyarının seri düzene dahil edilmesini içerir. Planlama ve dikkat / uyarılma bileşenleri, frontal lobda yer alan yapılardan gelir ve eş zamanlı ile ardışık süreçler ise korteksin arka bölgesinde yer alan yapılardan gelir. Son zamanlarda yapılan bazı IQ testlerini etkileyen bu çalışma, yukarıda sözü geçen Cattell-Horn-Carroll teorisinin tamamlayıcısı olarak görülmüştür.
 
 
Güncel Testler
 
thumbnail_Screen Shot 2018-11-22 at 13.16.23 copy
 
100 değerindeki medyan ve 15 değerindeki standart sapma ile sunulan standartlaştırılmış IQ dağılımı.

Dünyada kullanımda olan çeşitli bireysel IQ testleri vardır. En çok kullanılan bireysel IQ testi Stanford-Binet Zekâ Ölçeği'dir. Yaygın olarak kullanılan diğer bireysel IQ testleri (bazıları standart puanlarını “IQ” puanları olarak nitelendirmez), yetişkinlere yönelik Yetişkinler İçin Wechsler Zekâ Ölçeği ve okul çağındaki çocuklara yönelik Çocuklar için Wechsler Zekâ Ölçeği'nin Weshsler serisi olan mevcut versiyonlarını içerir. Ayrıca, Woodcock-Johnson Bilişsel Yetenek TestleriÇocuklar İçin Kaufman Değerlendirme BataryasıBilişsel Değerlendirme Sistemi ve Diferansiyel Yetenek Ölçekleri.
 
 
Zekayı ölçen IQ testleri şunları içerir:
 
  1. Raven'ın İlerici Matrisleri
  2. Cattell Kültür Uyumlu Test III
  3. Reynold’ın Zihinsel Değerlendirme Ölçekleri
  4. Thurstone'un Birincil Zihinsel Becerileri [44] [45]
  5. Kaufman Kısa Zekâ Testi [46]
  6. Çok Boyutlu Yetenek Bataryası II
  7. Das-Naglieri bilişsel değerlendirme sistemi

IQ ölçekleri sıralamalı olarak ölçeklenir. Bir standart sapma 15 puan iken, iki standart sapma 30 puan olur, bu durum zihinsel yeteneğin IQ ile doğrusal olarak ilişkili olduğunu göstermez. Örneğin 50 değerindeki bir IQ puanı, 100 IQ değerindeki bilişsel yeteneğin yarısı anlamına gelir ve IQ puanları yüzdelik puanlar değildir.

İlgili bir notta, bu sabit standart sapma, belirli bir aralıkta IQ'ları olan popülasyonun oranının teorik olarak sabit olduğu ve mevcut Wechsler testlerinin 40 ile 160 arasında sadece Tam Ölçekli IQ puanları verdiğini ifade eder. Daha yüksek IQ'lu insanların raporlaru dikkate alınırken bu bilgi akılda tutulmalıdır.
 
 
 Test yanlılığı veya ayırtedici madde işleyişi
 
Kimi zaman ölçüm yanlılığı olarak adlandırılan ayırtedici madde işleyişi (DIF), aynı gizli yeteneklere sahip farklı gruplardan (ör. cinsiyet, ırk, yetersizlik) katılımcıların aynı IQ testi ile ilgili belirli sorulara farklı cevaplar verdikleri bir olgudur. DIF analizi, diğer benzer sorulardaki katılımcıların gizli yeteneklerini ölçmenin yanı sıra, bir testte bu gibi spesifik öğeleri ölçer. Benzer türdeki sorular arasından belirli bir soruya verilen tutarlı farklı bir grup yanıtı, DIF'nin bir etkisini gösterebilir. Her iki grup da aynı sorulara farklı cevaplar verme konusunda eşit derecede geçerli şansa sahipse, ayırtedici madde olarak sayılmaz. Bu tür bir eğilim kültür, eğitim düzeyi ve grup özelliklerinden bağımsız diğer faktörlerin bir sonucu olabilir. DIF sadece, aynı gizli yetenek seviyesine sahip farklı gruplardaki test katılımcılarının belirli yanıt verme şansının farklı olması durumunda kabul edilir. [55] Bu tür sorular, testi her iki grup için eşit olarak adil hale getirmek için genellikle kaldırılır. DIF'yi analiz etmek için yaygın teknikler madde yanıt kuramı (IRT) tabanlı yöntemler, Mantel-Haenszel ve lojistik regresyondur.
 
 
Güvenilirlik ve geçerlilik
 
Psikometri uzmanları genellikle IQ testlerinin yüksek istatistiksel güvenilirliğe sahip olduğunu düşünürler. Yüksek bir güvenilirlik, test katılımcılarının aynı teste farklı durumlarda girerken farklı puanlar almasına ve aynı yaşta farklı IQ testlerine girerken farklı puanlara sahip olmalarına rağmen, puanların genellikle birbiriyle ve zamanla hemfikir olduğunu göstermektedir. Tüm istatistiksel nicelikler gibi, IQ ğzerine yapılan herhangi bir özel tahmin, tahmine ilişkin belirsizliği ölçen bir standart hataya sahiptir. Modern testler için standart ölçüm hatası yaklaşık üç puandır [kaynak belirtilmeli]. Klinik psikologlar genellikle IQ skorlarını birçok klinik amaç için yeterli istatistiksel geçerliliğe sahip olarak kabul etmektedir. 1988 yılında yayınlanan bir çalışmada, örnek olarak rastgele seçilen psikolog ve eğitim araştırmacılarından oluşan bir araştırmaya katılan Mark Snyderman ve Stanley Rothman, IQ testinin geçerliliğini destekleyen genel bir fikir birliği sunmuşlardır. “Genel olarak, zeka ve zeka testleri alanında herhangi bir uzmanlığa sahip uzmanlar, zekanın en önemli bileşenlerinin ortak bir görüşünü paylaşmaktalar ve bir dereceye kadar hatasız bir şekilde ölçülebileceğine inanmaktadırlar.” Hemen hemen tüm katılımcılar soyut akıl yürütme, problemleri çözme yeteneği ve bilgi edinme kabiliyetini en önemli unsurlar olarak teşhis etmişlerdir.
 
 
Flynn etkisi
 
20. yüzyılın başlarından beri, IQ testlerindeki ham puanlar dünyanın çoğu yerinde artmıştır. IQ testinin yeni bir versiyonu standartlaştığında, standart puanlama öyle ayarlanır ki, bu oran nüfus ortalamasında 100 IQ skoruyla sonuçlanır. Yükselen ham skor performans olgusu, eğer test katılımcıları sabit bir standart puanlama kuralı ile puanlandırılıyor ise IQ test puanlarının, her on yılda ortalama üç IQ puan hızında artmakta olduğunu gösterir. Bu olguyu psikologların dikkatine sunmak için en çok çabalayan yazar James R. Flynn'ın Normal Dağılım Eğrisi (The Bell Curve) kitabında, bu olguya Flynn etkisi adı verilmiştir.

Araştırmacılar, Flynn etkisinin IQ test öğelerinin her türlü performansında eşit derecede güçlü olup olmadığına, bu etkinin bazı gelişmiş uluslarda sona erip ermediğine, etkide sosyal alt grup farklılıkları olup olmadığına ve etkinin olası sebepleri üzerine incelemeler yapılmaktadır. N.J. Mackintosh tarafından hazırlanan 2011 ders kitabı, IQ ve İnsan Zekâsı (IQ and Human Intelligence), Flynn etkisinin IQ'nun azalacağı korkularını ortadan kaldırdığına dikkat çekmiştir. Ayrıca IQ puanlarının ötesinde zekada gerçek bir artışı temsil edip etmediğini de sormaktadır. Harvard Psikoloğu Profesör Daniel Schacter tarafından hazırlanan bir 2011 psikoloji ders kitabında, edinilmiş zekâ yükselirken insanların kalıtsal zekasının azalabileceği belirtilmiştir.

Araştırmalar, olumsuz Flynn etkisi adı verilen Flynn etkisinin 20. yüzyılın sonlarında başlayan bazı Batılı ülkelerde yavaşladığını ya da tersine döndüğünü ortaya koymuştur. Norveç askerlerinin test kayıtları üzerine yapılan bir çalışma, IQ puanlarının 1975'ten sonra doğan nesiller için düştüğünü ve hem başlangıçtaki artışın hem de sonraki düşüş eğilimlerinin altta yatan doğasının genetik olmaktan ziyade çevresel olduğunu ortaya koymuştur.
 

Yaş
 
IQ, çocukluk dönemi boyunca bir dereceye kadar değişebilir. Bununla birlikte, uzunlamasına bir çalışmada, 17 ve 18 yaşlarındaki testlerin ortalama IQ skorlarının (r = 0.86), beş, altı, yedi yaşlarında girilen testlerin ortalama puanları ile korelasyon gösterdiği ve 11, 12, 13 yaşlarında ise r = 0.96'da testlerin ortalama skorları ile korelasyon göstermiştir. 

On yıllardır, uygulayıcıların IQ testi üzerine hazırladıkları kılavuz ve ders kitapları, yetişkinlik döneminin başlangıcından sonra IQ düşüşlerini bildirmiştir. Ancak, daha sonra araştırmacılar bu fenomenin Flynn etkisi ile ilgili olduğunu ve kısmen gerçek bir yaşlanma etkisinden ziyade bir kuşak etkisinin olduğuna işaret etmiştir. İlk Wechsler Zeka Ölçeğinin standartlaştırılması yetişkinlerin farklı yaş gruplarındaki IQ farklılıklarına dikkat çektiğinden, IQ ve yaşlanmayla ilgili çeşitli çalışmalar yapılmaktadır. Mevcut fikir birliği, akışkan zekânın genel olarak yetişkinlik döneminden sonra yaşla birlikte azaldığı, kristalize zekanın ise sağlam kalması üzerinedir. Hem kuşak etkisi (teste girenlerin doğum yılı) hem de uygulama etkileri (aynı formdaki IQ testine birden fazla defa giren test katılımcıları) doğru veriler elde etmek için kontrol edilmelidir. Herhangi bir yaşam tarzı müdahalesinin akışkan zekâyı daha sonraki yaşlarda koruyup korumayacağı belli değildir. 

Akışkan veya kristalize zekanın tam doruk yaşı hala belli değildir. Kesitsel çalışmalar genellikle akışkan zekanın nispeten genç bir yaşta (genellikle erken yetişkinlik döneminde) zirve yaptığını gösterirken, boylamsal veriler çoğunlukla zekanın orta yetişkinliğe veya daha sonrasına kadar stabil olduğunu göstermektedir. Ardından zekanın yavaş yavaş azalmakta olduğu gözlenir.
 
 
Genetik ve çevre

IQ'nun belirlenmesinde çevresel ve genetik faktörler belli bir rol oynar. İkisimiz sahip olduğu bu göreceli önem, birçok araştırma ve tartışmanın konusu olmuştur.
 
 
Kalıtsallık

Kalıtsallık, belirli bir ortamda tanımlanmış bir popülasyon içindeki genotip ile bağdaşan bir özellikteki varyansın oranı olarak tanımlanır. Kalıtsallık üzerine yorum yapmak için bir dizi konu dikkate alınmalıdır. Bir terim olarak kalıtsallık, popülasyonlar için geçerlidir ve popülasyonlarda bireyler arasındaki özelliklerde değişkenlikler vardır. Kalıtsallık, bu değişkenin ne kadarının genetikten kaynaklandığını ölçer. Eğer popülasyondaki ortamın (veya genlerin) etkisi büyük ölçüde değiştirilirse, kalıtsallığın değeri de değişebilir. Bir özelliğin yüksek bir kalıtsallığı olması, öğrenme gibi çevresel etkilerin dahil olmadığı anlamına gelmez. Çocukluk ve ergenlik döneminde kalıtsallık arttığından, genetik ve çevrenin rolüne ilişkin olarak, katılımcıların yetişkin olana kadar takip edilmediği çalışmalardan sonuçlar çıkarırken temkinli olmalıdırlar.

Güvenilir bir Amerikan Psikoloji Derneği raporuna göre, IQ'nun kalıtsallığı için genel değeri, çocuklar için 0.45, ergenler ve yetişkinler için 0.75'e yükselmektedir.Bebeklik dönemindeki kalıtsallık ölçütleri 0,2, orta çocuklukta, 0,4 civarında ve yetişkinlikte ise 0,9’a varan değerlere kadar düşmektedir. Bunun bir sebebi, farklı genlere sahip insanların, bu genlerin etkilerini güçlendirecek farklı ortamlar arama eğiliminde olmalarıdır.
 
 
Paylaşılan aile ortamı
 
Ortak olarak aile üyeleri çeşitli ortamlardaki yönleri (örneğin, evin özellikleri) barındırır. Bu paylaşılan aile ortamı çocukluk çağındaki IQ'daki değişimin 0.25-0.35'ine karşılık gelmektedir. Ergenlik döneminde ise oldukça düşüktür (bazı çalışmalarda sıfır değerindedir). Diğer bazı psikolojik özelliklerin etkisi de benzerdir. Ancak bu çalışmalar, istismar edilen ailelerin olduğu örnekler gibi aşırı ortamların etkilerine heüz bakmamıştır.
 

Ortak olmayan aile ortamı ve aile dışındaki çevre
 
Ebeveynler çocuklarına farklı davranmalarına rağmen, bu tür farklı bir muamele, az miktarda çevresel etkiyi açıklar. Bunun bir nedeni, farklı genlere sahip olan çocukların aynı ortama farklı tepki vermeleridir. Daha muhtemel etkiler, akranların ve aile dışındaki diğer deneyimlerin etkisi olabilir.
 
 
Bireysel genler
 
17.000'in üzerinde insan geninin çok büyük bir kısmının beynin gelişimi ve işlevselliği üzerinde bir etkisi olduğu düşünülmektedir. Bazı bireysel genlerin IQ ile ilişkili olduğu belirtilirken, hiçbiri güçlü bir etkiye sahip değildir. Deary ve meslektaşları (2009) IQ üzerinde güçlü bir tek gen etkisinin bulunduğu hiçbir bir çalışmanın olmadığını bildirmiştir. Yetişkinlerde normal olarak değişen zekâ farklılıklarına sahip olan gen birliktelikleri ile ilgili güncel bulgular, herhangi bir gen için, aynı şekilde çocuklarda olduğu gibi zayıf bir etki göstermeye devam etmektedir.
 
 
Gen-çevre etkileşimi
 
David Rowe, yüksek SES ailelerde kalıtımın da yüksek olduğunu, fakat düşük SES ailelerde daha düşük olduğu şekilde sosyoekonomik durum ile genetik etkilerin bir etkileşimi olduğunu bildirmiştir. ABD'de bu durum bebeklerde, çocuklarda, ergenlerde, ve yetişkinlerde tekrarlanmıştır. ABD dışında, çalışmalar kalıtım ve SES arasında hiçbir bağlantı olmadığını göstermektedir. Bazı etkiler ABD'nin dışındaki işaretleri bile tersine çevirebilir. 

Dickens ve Flynn (2001), yüksek IQ için genlerin bir çevre şekillendirme geribildirim döngüsü başlatmak olduğunu ve genetik etkilerin parlak çocukların IQ’larını daha da artırmak için uyarıcı ortamlar aramalarına neden olduğunu iddia etmişlerdir. Dickens'in modelinde, çevresel etkiler zaman içinde bozulma olarak tasarlanmıştır. Bu modelde, Flynn etkisi, bireyler tarafından araştırılmasından bağımsız olarak çevresel uyarımda bir artışla açıklanabilir. Uzmanlar, IQ’yu artırmaya yönelik programların, eğer devamlı olarak çocukların dürtüleri bilişsel olarak zorlu deneyimler aramak için yönlendirilseydi, en olası olarak uzun vadeli IQ kazanımlar üretmek için olacağını düşünmektedir.
 
 
Müdahaleler
 
Genel olarak, aşağıda açıklandığı gibi, eğitim müdahaleleri IQ üzerinde kısa vadeli etkiler göstermiştir, ancak uzun vadeli takip genellikle eksiktir. Örneğin, ABD'de Head Start ​​Programı gibi çok büyük müdahale programları IQ puanlarında kalıcı kazanımlar elde edememiştir. Böylece IQ yerine, Abecedarian Programı gibi daha yoğun ama çok daha küçük projelerin daha sıklıkla sosyoekonomik statü değişkenleri üzerinde kalıcı etkileri olduğu bildirilmiştir. 

Son çalışmalar, kişinin işler belleğini kullanarak IQ'yu artırabileceğini göstermiştir. Nisan 2008'de Michigan ve Bern Üniversiteleri'nden bir ekip tarafından yayınlanan genç yetişkinler üzerine yapılan bir çalışma, akışkan zekanın, özel olarak tasarlanmış işler bellek eğitiminden taşınma olasılığını desteklemektedir. Önerilen transferin niteliğini, kapsamını ve süresini belirlemek için daha fazla araştırma yapılması gerekecektir. Diğer soruların yanı sıra, sonuçların çalışmada kullanılan matriks testinden başka çeşit akışkan zekâ testlerine kadar uzanıp uzanmadığı ve eğer öyleyse, eğitimden sonra, akışkan zekâ ölçümlerinin eğitim ve mesleki başarı ile korelasyonlarını koruyup korumadığı veya diğer görevlerdeki performansın tahmin edilmesi için akışkan zeka değerinin değişip değişmediği belli değildir. Eğitimin uzun süre için dayanıklı olup olmadığı net değildir.
 
 
Müzik
 
Çocukluk çağındaki müzik eğitiminin ortalama IQ'dan daha yüksek korelasyon gösterdiği bulunmuştur. Klasik müzik dinlemenin IQ'yu artırdığı düşünülmektedir. Bununla birlikte, teşebbüs edilen çoklu girişimler, bunun en iyi ihtimalle kısa vadeli bir etki olduğunu (10 ila 15 dakikadan uzun olmayan) ve IQ yüksekliğine bağlı olmadığını göstermiştir.
Beyin anatomisi
İnsanlarda, beyin ağırlığının vücut ağırlığına oranı ve beynin farklı bölgelerinin boyutu, şekli ve aktivite seviyesi dahil olmak üzere, çeşitli nörofizyolojik faktörler, zeka ile ilişkilidir. IQ'yu etkileyebilecek spesifik özellikler arasında, frontal lobların büyüklüğü ve şekli, frontal loblardaki kan ve kimyasal aktivite miktarı, beyindeki toplam gri madde miktarı, korteksin toplam kalınlığı ve glikoz metabolik oranı yer alır.
 
 
Sağlık
 
Sağlık, IQ test puanlarındaki ve diğer bilişsel yetenek ölçümlerindeki farklılıkları anlamada önemlidir. Beynin büyüdüğü ve kan-beyin bariyerinin daha az etkili olduğu özellikle gebelik ve çocukluk döneminde ortaya çıkarlarsa, çeşitli faktörler mühim bir bilişsel bozukluğa yol açabilir. Bu bozukluk bazen kalıcı olabilir, bazen ise büyüme ile kısmen veya tamamen telafi edilebilir.

Yaklaşık 2010 yılından beri, Eppig, Hassel ve MacKenzie gibi araştırmacılar IQ puanları ile bulaşıcı hastalıklar arasında özellikle bebek ve okul öncesi nüfusları ile bu çocukların annelerinde çok yakın ve tutarlı bir ilişki bulmuşlardır. [106] Enfeksiyon hastalıkları ile savaşmanın çocuğun metabolizmasını zorladığını ve tam beyin gelişimini önlediğini ileri sürmüşlerdir. Hassel, IQ nüfusunu belirlemede bunun en önemli faktör olduğunu açıklamıştır. Ancak, iyi beslenme ile düzenli ve kaliteli eğitim gibi sonraki faktörlerin, erken olumsuz etkileri bir dereceye kadar telafi edebileceğini de bulmuşlardır.

Gelişmiş ülkeler, bilişsel işlevi etkilediği bilinen besin maddeleri ve toksinlerle ilgili çeşitli sağlık politikaları uygulamaktadır. Bunlar, belirli gıda ürünlerinin takviye edilmesini gerektiren yasaları ve kirletici maddelerin (ör. kurşuncıva ve organoklorürler) güvenli seviyelerini tesis eden yasaları içerir. Beslenmede ve genel olarak kamu politikasında yapılan iyileştirmeler, dünya çapında IQ artışlarında rol oynamaktadır.

Bilişsel epidemiyoloji, zekâ testi puanları ile sağlık arasındaki ilişkileri inceleyen bir araştırma alanıdır. Alandaki araştırmacılar, erken yaşta ölçülen zekanın, daha sonraki sağlık ve ölüm farklılıklarının önemli bir yordayıcısı olduğunu öne sürmektedir.
 
 
Sosyal korelasyonlar
Okul performansı
 
Amerikan Psikoloji Derneği'nin raporu, Zekâ: Bilinenler ve Bilinmeyenler, her nerede uygulanırsa uygulansın, zeka testlerinden yüksek puan alan çocukların, daha düşük puan alan akranlarına nazaran, okulda öğretilenden daha fazla bilgili olma eğiliminde olduklarını belirtmektedir. IQ puanları ile notları arasındaki korelasyon yaklaşık .50'dir ve açıklanan varyansın % 25 olduğu anlamına gelir. İyi notların elde edilmesi, IQ dışında diğer birçok faktöre de bağlıdır: “okula devamlılık, ilgi ve çalışma isteği.”

IQ puanlarının okul performansı ile korelasyonunun kullanılan IQ ölçümüne bağlı olduğu saptanmıştır. Lisans öğrencileri için WAIS-R ile ölçülen Sözel IQ'nun, son 60 saatin not ortalaması (GPA) ile önemli bir şekilde (0,53) korelasyon gösterdiği bulunmuştur. Aksine, aynı çalışmada aynı GPA ile Performans IQ korelasyonu sadece 0.22 idi.

Bazı eğitimsel yetenek ölçütleri IQ testleriyle yüksek oranda ilişkilidir - örneğin, Frey ve Detterman (2004) g (genel zekâ faktörü) ve SAT puanları arasında 0.82'lik bir korelasyon olduğunu bildirmişlerdir. [108] Başka bir araştırmada g ve GCSE arasında 0.81'lik bir korelasyon bulunmuştur. “Matematikte % 58,6 ve İngilizcede % 48, Sanat ve Tasarımda % 18,1” arasında varyansın değiştiği belirtilmiştir.


İş performansı

Schmidt ve Hunter'a göre, “daha ​​önce iş tecrübesi olmayan çalışanların işe alınması kapsamında, gelecekteki performansın en geçerli yordayıcısı genel zihinsel yetenektir.” İş performansının yordayıcısı olarak IQ'nun geçerliliği, yapılan tüm çalışmalar için bugüne kadar sıfırın üstündedir, ancak iş türüne göre ve farklı çalışmalarda 0.2 ile 0.6 arasında değişir. Ölçümlerin güvensizliği kontrol edildiğinde korelasyonlar daha yüksekti. [9] IQ, akıl yürütmeyle daha çok ilişki ancak motor fonksiyonuyla daha az ilişkiliyken, [112] IQ-test skorları tüm mesleklerdeki performans değerlerini öngörmektedir. [110] Bununla birlikte, yüksek vasıflı faaliyetler (araştırma, yönetim) için düşük IQ puanlarının yeterli performansa yönelik bir engel olma olasılığı daha yüksektir, oysa minimum beceri gerektiren faaliyetler için, atletik gücün (manuel güç, hız, dayanıklılık ve koordinasyon) performansı etkileme olasılığı daha fazladır. Akademisyenler arasında hâkim olan görüş, yüksek IQ'nun iş performansına dolaylı olarak etki etmesinin sebebi büyük ölçüde, iş ile ilgili bilginin daha hızlı kazanılması yoluyla gerçekleşmesidir. Bu görüş, ‘’IQ’yu yansıtıcı testlerin mevcut uygulamalarının, yüksek IQ puanları olan bireylerin, gelişimsel kaynaklara daha fazla erişim sağlamasına ve zaman içinde ek yetenekler kazanmalarına ve sonuçta işlerini daha iyi bir şekilde yerine getirmelerine olanak sağladığını savunan’’ Byington & Felps (2010) tarafından sorgulanmıştır.
 
IQ ve iş performansı arasındaki bağın nedensel bir yönünü belirlerken, Watkins ve diğerleri tarafından yapılan boylamsal çalışmalar, IQ'nun gelecekteki akademik başarılar üzerinde nedensel bir etki yarattığını ancak akademik başarının gelecekteki IQ puanlarını önemli ölçüde etkilemediğini göstermektedir. Treena Eileen Rohde ve Lee Anne Thompson, özel yetenek skorlarının değil de genel bilişsel kabiliyetin, akademik başarıyı öngördüğü ancak, hız ve mekânsal yeteneğin öngörülmesi, genel bilişsel yeteneklerin de ötesinde, SAT matematiği üzerindeki performansı yordama gücü olduğunu belirtmişlerdir.

ABD ordusu, askere alma standartlarında minimum olarak 85 IQ seviyesine sahiptir. Bunu 80'e düşüren iki uygulama yapılmış, ancak her iki durumda da bu adamlar, maliyetlerini haklı çıkaracak kadar iyi askerlik yapamamışlardır.
 
 
Gelir

Ekonomik açıdan, IQ puanının, azalan marjinal değeri olan bir şeyi ölçtüğü görülmüştür. Bununla birlikte yeterli miktarda olması önemlidir, fakat çok fazlasına sahip olmanız, sizi çok bir yarar sağlamayacaktır", geniş çaplı uzunlamasına çalışmalar, IQ’daki bir yükselişin, IQ düzeylerinin her seviyesinde performans artışına neden olduğunu göstermektedir: yani tüm IQ seviyelerinde yetenek ve iş performansı monoton olarak ilişkilidir. Çan Eğrisi'nin ortak yazarlarından Charles Murray, IQ'nun aile geçmişinden bağımsız olarak gelir üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğunu ifade etmiştir.

IQ ile zenginlik arasındaki ilişki, IQ'nun iş performansı ile olan ilişkisinden çok daha az güçlüdür. Bazı çalışmalar IQ'nun öz varlı bağlı olmadığını göstermektedir.

Amerikan Psikoloji Derneği'nin 1995 tarihli raporunda, Zekâ: Bilinenler ve Bilinmeyenler, IQ puanlarının sosyal statü varyansının dörtte biri ve gelir varyansının da altıda biri (açıklanmış varyans) olduğunu açıklamıştır. Ebeveyn SES için istatistiksel kontroller, bu tahmin gücünün yaklaşık dörtte birini ortadan kaldırır. Psikometrik zekâ, sosyal sonuçları etkileyen pek çok faktörden sadece biri olarak görünmektedir.

Bir meta analizde, Strenze (2006) literatürün çoğunu incelemiş ve IQ ile gelir arasındaki korelasyonun yaklaşık 0.23 olduğu tahmin etmiştir.

Bazı çalışmalar IQ'nun gelirdeki değişimin sadece altıda bir oranını (açıklar) ifade ettiğini iddia etmektedir, çünkü birçok çalışma genç yetişkinlere dayanmaktadır, bunların çoğu henüz en yüksek kazanç kapasitesine ve hatta eğitimlerine erişmemiştir. g Faktör'ün 568'inci sayfasında Arthur Jensen, IQ ile gelir ortalamaları arasındaki korelasyonun yaklaşık 0,4 olduğunu (varyansın altıda biri veya % 16'sı), ilişkilerin yaşla birlikte arttığını ve insanlar orta yaşa ulaşıp maksimum kariyer potansiyeline çıktıklarında doruklara çıktıklarını iddia etmektedir. Question of Intelligence kitabında Daniel Seligman, IQ gelir korelasyonunu 0,5 (varyansın % 25'i) olarak belirtmektedir.

2002 tarihli bir çalışma ,IQ dışı faktörlerin gelir üzerindeki etkisini daha fazla incelemiş ve bireyin yeri, mirası, soyu ve eğitimi gibi gelirleri belirleyen faktörlerin IQ'dan daha önemli olduğu sonucuna varmıştır.
 
 
Suç

Amerikan Psikoloji Derneği'nin 1995 tarihli raporunda Zeka: Bilinenler ve Bilinmeyenler, IQ ile suç arasındaki ilişkinin −0.2 olduğunu belirtmişlerdir. Danimarkaya özgü bir örneklemde, IQ puanları ile çocuk suçlarının sayısı arasında −0.19 değerinde bir korelasyon oluşurken, sosyal sınıf kontrollü olarak ise korelasyon −0.17'ye düşmüştür. 0.20'lik bir korelasyon, açıklanan varyansın % 4 olduğu anlamına gelir. Psikometrik yetenek ile sosyal sonuçlar arasındaki sebep-sonuç ilişkisi dolaylı olabilir. Akademik açıdan performansları yetersiz olan çocuklar kendilerini yabancı gibi hissedebilirler. Sonuç olarak, akademik yeterlilikleri iyi düzeyde olan diğer çocuklarla karşılaştırıldığında suçlu davranışlarda bulunma olasılıkları daha yüksektir.

Arthur Jenseng Faktörü (1998) adlı kitabında, ırktan bağımsız olarak, IQ'ları 70 ile 90
arasında olan (doruk noktası .80 ve 90. arasında değişen) bireylerin, IQ’ları bu değerlerden az veya çok olan diğer insanlara kıyasla daha yüksek suç oranlarına sahip olduklarını gösteren bir veri sağlamıştır.

2009 tarihli Suç İlişkileri El Kitabı (Handbook of Crime Correlates), revizyonların yaklaşık sekiz IQ puanının ya da 0.5 değerindeki standart sapmasının, özellikle sürekli ciddi suçlular için genel nüfustan ayrı suçlu olduğunu belirtmiştir. Bunun "sadece aptal olanların yakalandığını" yansıttığı öne sürülmüştür, ancak benzer şekilde IQ ile kendi bildirdiği suçlama arasında negatif bir ilişki vardır. Davranım bozukluğu olan çocukların, yaşıtlarından daha düşük IQ'ları olması, teoriyi "şiddetle savunmaktadır"

ABD ülke düzeyindeki IQ ve suç oranları arasındaki ilişki üzerine yapılan bir çalışma, ortalama olarak daha yüksek IQ'ların daha düşük mülkiyet suçu, hırsızlık, motorlu taşıt hırsızlığı, şiddet suçu, soygun ve ağırlaştırılmış saldırılarla ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Bu sonuçlar “ülkenin ırk, yoksulluk ve diğer sosyal dezavantajlarını ele alan yoğun bir dezavantaj ölçüsü ile karıştırılmamıştır”
 
 
Sağlık ve ölüm
 
İskoçya'da yapılan çok sayıda çalışmada, erken yaşamdaki yüksek IQ'ların yaşamın ilerleyen dönemlerinde daha düşük ölüm ve hastalık oranları ile ilişkili olduğu bulunmuştur
 
Diğer başarılar
 
Ekran Resmi 2018-11-22 14.12.33 copy
Ekran Resmi 2018-11-22 14.12.51 copy
Ekran Resmi 2018-11-22 14.13.00 copy

Bu kategoriler arasında birbiriyle çakışan büyük farklılıklar vardır. Yüksek IQ'lu insanlar, tüm eğitim ve meslek kategorilerinde bulunur. En büyük fark, IQ’ları düşük olan bir üniversite mezunu ile 90'ın altında puan alan profesyonel arasında oluşur. 
 
 
AçıkMavi Psikoloji Ekibi

Avrupa Yakası : UBM Plaza,19 Mayıs Mah. 19 Mayıs Cd. No.37 Kat.3 Fulya - Şişli / İSTANBUL
Anadolu Yakası : İçerenköy Mah. Değirmen Yolu Cd. Yüksel Üçüncü İş Merkezi K:4 D: 9 Bostancı- Ataşehir / İstanbul


AçıkMavi Ps. ve Çözüm Merkezi Ltd. Şti. © 2016. Tüm hakları saklıdır.